Hüsnü Cırıtlı Dikmen'de Eğit-Der'de, benim dinleyemediğini konuşmasını anlattı. Çok ilginç geldi bana. Hüsnü Cırıtlı, 63 yaşında, Kahramanmaraş’ın Elbistan'ında doğdu. Asıl soyadı Ciritli iken, nüfus memuru “i”lerin noktasını koymadığı için “Cırıtlı" olmuş. Hüsnü Cırıtlı. "Benim doğrudan başka bir yönüm yoktur" diyor, "Hep doğruya yönelmek isterim. Bazılarının hoşuna gitmez, bazılarının hoşuna gider, benim için farketmiyor o" diye ekliyor.
Hüsnü Cırıtlı, Hakkı Tonguç'un, hem Adana Öğretmen Okulundan öğrencisidir, hem de Gazı Eğitim Enstitüsü’nden. Köy Enstitüleri, özellikle Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kurulunca, birçok arkadaşı gibi Hüsnü Cırıtlı da, görev alıp burada çalışmak ister. Ancak. Hakkı Tonguç, bu eski öğrencisine bir türlü görev vermez. Bunu, Eğit-Der'deki toplantıda da anlatmış, özette şöyle demiş:
Ben bu müessesede, arkadaşlarım gibi görev almak istedim, Yüksek Köy Enstitüsü’nde. Çünkü arkadaşlarımın hemen hepsi, orada hoca oldular. Hakkı Tonguç, fakülteden de birçoklarını çağırdı. En çok beni tanıdığı halde, en çok bana yakınlık gösterdiği halde beni çağırmadı. Ben, şuna vermiştim çağırmaydım: Ben Gazi Eğitim Enstitüsü'nde hocayken, öğrencilerimi Köy Enstitülerine götürürdüm gruplar halinde. Orada öğrencilerle, öğretmenlerle, yöneticilerle toplantı yapardık gittiğimiz yerlerde. Ve Köy Enstitüsünün çalışmalarını gözden geçirirdik. Bu arada biz de eleştirirdik tabu. Ben konuşurdum, herkes konuşurdu. Zaten Köy Enstitülerinde de konuşma, eleştiri teşvik edilirdi. Tabii ben de konuştum. Fakat bazı kimseler nedense benim konuşmamı Hakkı Tonguç a biraz değişik şekilde getirmişler, öyle anladım. Çünkü, başka türlü benim çağrılmamamın izahı yoktur. Ben onu eleştiriyordum da. yalan değil. Yalan değil ama, eleştirmenin tabii çeşitli biçimlen var, benim eleştirmem başka, başkasının eleştirmesi başka olur. O bakımdan söyledim hani, biraz başka türlü getiriyorlar kendisine diye. Sonra, ben kendiliğimden gittim İlköğretim Genel Müdürü Hakkı Tonguç'a. Kapıdan girer girmez:
Yahu sen nerelerdesin? Niye gelmedin? diye sordu.
Bilhassa gelmedim, çünkü ben sizden umduğumu göremedim! dedim.
Nedir umduğun?
Ben de arkadaşlarım gibi, Yüksek Köy Enstitüsü’nde hizmet etmek istiyordum. Çünkü, başka türlü bir müessese idi. Bunda da bir lokmacık tuzum olsun isterim. Katkım olmasını, elimden geldiğince isterim. Çünkü bu müessese değişik bir müessese...
(Tonguç. gerçekten eski öğrencisinin eleştirilerini öğrenmiş. Karşılaşınca da, “Yahu Hüsnü, hiç gelmiyorsun, ama Enstitüleri gezerek bizi eleştiriyorsun. Gel, doğrudan doğruya yüzüme söyle, bu eleştirilen...' der. Ekler:
Anlat bakalım eleştirilerini...
Cırıtlı anlatır, Tonguç:
Sen Köy Enstitülerini anlamamışsın. Dur da ben sana anlatayım! der. Karşılıklı tartışırlar. Hakkı Tonguç orada Hüsnü Cırıtlı’ya şöyle der:
Bir gün gelecek, bugünkü okulların hepsi ortadan kalkacak, bütün okullar. Köy Enstitüsü haline dönüşecekler. Üniversite konusu açılınca da. Tonguç şöyle der:
Türkiye, bu üniversiteyle Türkiye'nin yükseköğrenim sorununu çözemez!)
Mili Eğitim’in pek çok dalında çalışmış, Talim-Terbiye Dairesi Başkanlığı, müsteşarlık görevlerinde bulunup emekli olan Hüsnü Cırıtlı, Hakkı Tonguçla yaptıkları o söyleşiyi bana şöyle anlattı: (Ben de sorular yöneltiyordum.)
Kendisi, bir üretimli eğitim kurumunun nitelikleri dışında da bazı şeyler yapmak istediğini söyledi.
Ne gibi?
Bu memleketin kalkınmaya gereksinimi var. Bu gidişle kalkınamadı. kalkınamayacak da. Çünkü, tutum yanlış
Genellikle tutum yanlış demek istedi üniversiteden söz etti. 1933 üniversite reformu yapıldı, ama üniversite geleneğinden kopmadı. Üniversite oturan bir kurumdur. Hareketsiz bir kurum. Biz. bu kurumla 21. yy'a hazırlanamayız' dedi. Daha hareketli, toplumla daha iç içe. toplum içinde kanatlan olan bir kurum olması gerek. Canlı, hareketti tur üniversite olması gerek. Bununla biz. 21. yy'a giremeyiz' dedi. Köy Enstitülerinde, yüksek bölümün açılmasının nedenini anlatıyordu B12 Köy Enstitülerinde yüksek bölümler açacağız. Ve o. olması gerektiği gibi olacak. Yani, önümüzdeki 21. yy'a bizi götürebilecek bir kurum olacak' dedi. Ve çok daha ileri şeyler söyledi. Bazılarını da ben, pek doğru bulmadım. Neyse!
Yani, nedir doğru bulmadığınız? Onu da bileyim...
Efendim, siyasi tarafa biraz kaçtı konuşmasında...
Ne gibi?
Siyasi düzenimizin Atatürk çizgisinden ayrılmakla kalmayıp, daha uygunsuz yönlere yöneldiğim, bundan kopmanın ancak çok şiddetti bir dönüşle mümkün olabileceğim anlatmak istedi. Bunu söyledi daha doğrusu. Efendim, o zaman bizde sol hareket şimdiki gibi değildi tabii, yahut son zamanlardaki gibi değildi, biraz ona yadım bir düşüncede gibi geldi bana...
Sola yatkın Tonguç?
Haddinden fazla, evet'
Yani, daha sola eğik olsun!
Ever, ever. Tabii bir ölçüde doğru bu. Şimdiki ulaşamadığımız ölçüde, şimdikine bakarsak bir ölçüde doğru, ama onun dışında bir ölçü düşündürücü tabii, belki sakıncalı olabilirdi: belki Atatürk'ün tuttuğu yolun da dışına çıkmış olurduk. O zaman, benim edindiğim izlenim oydu. Neyse, o önemli değil herhalde. İşte o konuşmamızdan sonra, bundan da fazla şey etmedim. Yanı, orada hoca olmayı ister görünmedim. Kendisi de, benim daima kendisini eleştirdiğimi sandı. Konuştuğu arkadaşlardan da öyle anladım .
Size, bütün üniversiteler Hasanoğlan'daki gibi olacak demiş...
öyle dedi. Yalnız üniversiteler için değil, 'Nasıl medreseler bir günde, bir gecede kapatıcıysa, bütün okullar, üniversite de dahil, tur gecede kapatılacak, onun yerine. Köy Enstitüleri örneğinde okullar, üniversiteler açılacak' dedi, biliyorum, bana dedi...