M.G’nin Zulmü...

“Gömütlükte Gâvur Eziyeti...” başlıklı  "AnkaraNotları" 5 gün önce, 9 ağustos salı günü çıktı. Daha mürekkebi kuru­madan, Ankara Belediye Başkanı M.G. Cebeci Gömüt­lüğüne sürdüğü, kimi Alevi kimi sosyal demokrat eğilimli 21 işçinin işlerine son verdi. 21 kişinin adları şöyle:

Ali Durak, Nevzat Koçak, Hasan Özdilli, Şener Cüce, Muharrem Sarıdemir, Kemal Ulutaş, Hüseyin Acer, Ce­mal Şeker, Nesimi Açıkgöz, Haydar Çevik, Feyzullah Cey­lan, Nesimi Arıkazan, Nevzat Gürbüz, Selami Demirer, İbrahim Çavga, Yaşar Savuran, İlyas Doruk, Murat Yıl­maz. Muzaffer Karataş, Gürsel Candemir, Bektaş Ge­beş.

Şimdi bu sol eğilimli "Alevi" yurttaşlar, bir gecede ek­meklerinden oldular. Ne diye? "Mezarlık pis", 'İyi süpürül­müyor", "İyi çalışmıyorlar" diye. Baştan sona yalan, dümen. Sorun, kurtla kuzu öyküsü. "Suyumu bulandırdın!" masalı. Herkese yuttursalar bana yutturamazlar. İşlerin­den atılanlar, elbet yasal yollara başvuracaklar, haklarını arayacaklar. Ama, benim zalimin zulmüne karşı, gazeteci­lik görevimi yapmam gerek!

İş, Cebeci Gömütlüğü’yle (Mezarlığıyla) kalmadı. Park­larda, bahçelerde çalışan hemen hemen yüzde yüzü ba­yan, yine Alevi yada "solcu" 19 kişinin işlerine son verildi. Bunların adları da şöyle:

Sevda Alıcı, Sevim Gül, Zehra Işıklar, Ayla Akın, Kibare Baydar, Nilgün Coşkun, Hatice Aslan, Nevin Çelik, Selma Çetinkaya, Ülkü Kahraman, Şimşir Özkaya, Feride Ayata, Müşerref Akın, Tatlıgül Bakmaz, Fatma Yurdanur, Tülay Dağa şar, Fatma Bozkürk, Rabiye Altıntaş, Havva Ertaş..

Bunları işlerinden atan Ankara Belediye Başkanı M.G.’nin yakasını bırakmamaya kararlıyım. Gazetecilerin, köşe yazarlarının dedikodudan başka işlen yok mu? Önceki gün. SHP'nin "Küçük Kurultay"ına gittim. Ne olacağı belliydi. Aydın Güven Gürkan'ı gördüm şöyle: canım sıkıldı. Neydi o durumu öyle? Biçimsel olarak söylüyorum, "Notre-Dame’ın Kamburu' na dönmüş, sanki beli bükülmüş. Biraz dik yürüyemez mi? SHP'de "parti içi muhalefet” de bu mu?

Aziz Nesin le konuştum. Aziz Nesin, 20 ay hapis cezası­na çarptırılan Doç. Dr. Haluk Gerger'e telefon etmiş:

$imdi yazar oldun! demiş. Haluk, bunu anlatınca:

Biz yazar değil miyiz yav? diye sordum.

-Bana sorma, Aziz Bey’e sor. O öyle diyor, deyince Aziz Nesin’e sormuştum. Aziz Nesin:

-O. belgeli yazar oldu! yanıtını verdiydi.

Azız Nesinde, “idamlık" yazar oldu. Aradım, takıldım:

İdamın geçmiş olsun!

-Sağol!

Nâzım'ın dizeleri geldi usuma: Ne diyordu Nâzım: "ne diye yazdım sana/istendiğini idamımın /dava daha ilk adımında / ve bir şalgam gibi koparmıyorlar henüz / kellesini adamın..."

Benim de usuma öyle geldi, dedi Aziz Nesin, nasılsın sen?

Sağolun, iyiyim. Siz nasılsınız? Gözler nasıl?

Gözlerde iş yok! Evet...

Show TV güzel verdi sizin konuşmayı. Ali’ye de sağlık diliyorum, iyi akşamlar...

Nâzım, "Karıma Mektup" şiirini Bursa Cezaevi'nde 1933'!e yazmış. Şiirin tümünü yazmak isterdim. Ama, ben bugün, M.G.'yi, onun yaptıklarını yazmak istiyorum. Ana­dolu'da bir söz var "Zulmün artsın!" derler. Zulmü artan sevimsizleşir çünkü.

Şimdiye değin neler yapmış M.G.? Bir yerde gözlerim faltaşı gibi açıldı. M.G. Gaziantep’in Araban ilçesindendi. Ailecek oralıydılar. MHP’li bakan Cengiz Gökçek amcaoğulları mıydı? Ayrıca, olaylarda öldürülen bir Mehmet Gök­çek vardı, o en azılı MHP'lilerdendi. M.G. de MHP’li bilinir­di. 12 Eylül döneminde kaçak gezdi mi? Ankara'da Keçiö­ren'de Üçgül Sokak ta Yapı Kredi Bankası’nın altında bir kahveyi işletirdi. Ancak, ortalıkta gözükemez, kahveyi de başkası işletir görünürdü. Gerçekte kahve M.G.'nindi.

12 Eylül'ün güvenlik güçleri, doğrusunu söylemek gere­kirse, tek yanlı çalışmaktaydı. Eski Pol-Der filan ortadan kalkmıştı.

Ziraat Bankası’ndan emekli olan birinin "Semih" adında bir oğlu vardı. Semih'in yüzünde. bıyığına yakın yerde bir beni de var. Gerçek bir faşo.. Silah kaçakçılığından 3.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. "Semih" gibi, birde "Ahmet Ayan” var. Gaziantep'te ÜGD Şube Başkanı Ahmet Ayan. Ahmet Ayan, bir gece kendini vurur. Tam, Gaziantep Ana­kent Belediyesi'nin arkasında. Ahmet. "Beni başkaları vur­du” der. Gaziantep Emniyet Müdürü Barbaros Aydın, sonra APK'ye geldi, düşünse olayı anımsayabilir sanıyo­rum. Ahmet Ayan'ın kendini vurması olayı üzerinde, ne­dense kovuşturma yapılmadı. Rüşvet de o dönemde alabil­diğine yaygın mıydı?

Gaziantep olayları, Uğur Mumcu’nun "Silah Kaçakçılığı ve Terör" yapıtında 138. sayfada geçer. "Gazıanfep'te Havarlar" başlığım taşır. Uğur, burada Mehmet Havar'dan söz eder. Mehmet Havar, "Kürt Mehmet "tir. Asıl adı Meh­met Kürekçi‘dir. 1979'da, Ecevit hükümeti döneminde, Kürt Mehmet’in evi basılır. Kürt Mehmet, evinde öyle bir teknik geliştirmiştir ki insan şaşar kalır. Kürt Mehmet, düğmeye basınca hemen alt kata İniyor. Üstü kapanıp başka bir oda oluyor. Kürt Mehmet burada, sabahın yedisinden akşamın on dokuzuna dek çalışıyor! Burası, bir rastlantı sonucu ba­sıldı. "35 silah bulundu!" diye geçiştirildi. Sıkıyönetim oldu­ğu için işe askerler el koyuyorlardı. Buraya gelen Gazian­tep Toplum Zabıta Müdürü Barbaros Aydın ile Gaziantep Emniyet Müdürü Hüseyin Kaplan, olay yerine yaklaştırıl­madılar bile. Bulunan silah sayısı belki de 35'in yüz katıydı. M.G. bu Kürt Mehmet'i, bu olayları yakından biliyor muydu? Gaziantep silah kaçakçılığı olaylarında bir de Halil Zelzele var, "Kırmızı Halil" diye bilinir. 12 Eylül'den sonra öldü. M.G. düşünsün bakalım, hemşehrisini anımsar belki!