Ankara Belediyesi’nin çeşitli birimlerinde, M.G.'nin, haksız, insafsız suçlamalarla işlerinden attığı ya da yerlerini değiştirdiği insanların bunalımı sürüyor.
M.G.'nin ise kılı kıpırdamıyor. Yazdığım bir-iki yazının kamuoyunda nasıl yankılar uyandırdığını gelen telefonlardan öğreniyorum. Odacısından profesörüne dek, pek çok okur, “Ellerine sağlık!" dedi. Bu bana, ödüllerin en büyüğü gibi geldi. Bu konunun arkasını bırakmayacağımı belirtmiştim. Bugün, yine haksızlığa uğrayan bir başka işçi kesiminden söz etmek istiyorum...
Olay, bir süredir direnişte bulunan "Türkiye Devrimci Deniz ve Kara Nakliyat İşçileri Sendikası" (Nakliyat-İş) işçileriyle ilgili. Mektubun sonuna adlarını da yazmışlar. Adlarının yayımlanmasında "bir sakınca olmadığını" belirtmişler. Ben yine de adları saklı tutacağım. Mektup şöyle:
Sayın Mustafa Ekmekçi.
Bizler Aras Kargo Şirketi'nden atılan işçileriz. 12 Temmuz 1994 tarihinden beri işimize geri dönmek ve sendikamız ‘Nakliyat-İş’in işyerimizde yetkili sendika olması için mücadele veriyoruz. Biz bu mücadeleye başlarken sayımız 55 kişiydi. Hepimiz de işten atılmıştık. Ancak bugün bu sayımız 200'ü bulmuştur. Öyle ki, bu arkadaşlarımız halen işten atılmayan, çalışmaya devam eden arkadaşlarımızdır. Bizlerin hangi şartlarda çalıştırıldığımızı ve ne kadar bir ücret aldığımızı, işyerinin özelliklerini anlatan yazılarımızı ekte sunuyoruz.
Aras Kargo Şirketi. 74 ilde 300'ü aşkın şube, 5000'in üzerinde personele sahiptir. Şirket, işkolundaki öbür kargo şirketlerinin en büyüğü konumundadır. Şirketin bu kadar büyümesinin tek nedeni, biz işçilerin özverili çalışmalarıdır. Fakat bizler, bu işyerinde çok olumsuz koşullarda çalıştırılmaktayız. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak:
1-Aldığımız maaşlar 2.300.000 TL ile 2.500.000 TL arasındadır ve bu kadar az ücreti bile hiçbir zaman zamanında alamıyoruz.
2-Aldığımız bu maaşlardan başka yemek dahil hiçbir sosyal hakkımız yoktur.
3-Günde 13-14 saat çalıştırılıyoruz. Oysa, yasal çalışma süresi günlük 7.5 saattir.
4-Büyük çoğunluğumuzun sigortası yapılmıyor. Sigortalı olanlarımızın primleri de ayda 10-15 gün olarak yatırılıyor.
5-Sürekli giriş-çıkış yapılarak kıdem tazminatlarımızın önüne geçilmek isteniyor. Yine bunun için bazı şube ve aktarma merkezleri taşeron şirketlere devrediliyor. Öyle ki bu şirketlerin faaliyet gösterdikleri yerler de her nedense Aras Kargo 'ya ait yerler oluyor.
6-Patron, bütün bu olumsuzlukları çektiğimiz yetmiyormuş gibi, bizleri tehdit ve baskılarla da yıldırmak istemektedir. Öyle ki, biz bu mücadeleye başlamadan önce, patronun vekilleri tarafından, işyerinde dayak yiyen arkadaşlarımız dahi vardır.
Bütün bu yaşadıklarımızdan da görüldüğü gibi bizler Aras Kargo da adeta ortaçağın köleleri gibi çalıştırılmaktayız. Ve bunlara ek olarak hiçbir güvencemiz de yok. İşverenin her an bizleri işten çıkartma yetkisi vardır. Zaman zaman bu haksızlıklara bireysel olarak karşı çıkan birçok arkadaşımız hemen kapı dışarı edilmiştir. Ancak bunun, yani bireysel karşı çıkmaların zararını kısa surede görüp sendikalaşmaya- örgütlenmeye karar verdik. DİSK'e bağlı Nakliyat-İş Sendikası'nda örgütlendik. Bunu haber alan işveren, önce 3 arkadaşımızı 'elebaşı' diye işten attı. Bu arkadaşlarımızın atılmasına karşı bizler 52 kişi olarak Susuz Köyü'ndeki aktarma merkezinde işi bıraktık. 12 temmuzda işyerinin önünden ayrılmayarak tam 10 gün direnişimizi sürdürdük. Fakat 21 temmuz günü jandarmanın yoğun bir baskısıyla işyerindeki 'direniş çadırımız' söküldü. Bu tarihten itibaren mücadelemizi Ankara sokaklarına yaymaya başladık. 22 temmuz tarihinde Uçarlı Sokak 1/A Aşağı Ayrancı adresindeki Aras Kargo Bölge Müdürlüğü'nün önüne siyah çelenk bıraktık. Daha sonra Ankara'da çalışan bütün Aras Kargo çalışanları ile tek tek görüşüp sendikalaşmanın yasal bir hak olduğunu, patronun bizleri haksız yere işten attığını, atılan bizlerin işimize geri dönene kadar ve sendikamız işyerinde yetkili sendika olana kadar mücadele etmeye kararlı olduğumuzu anlattık. Ve bizlere destek olmalarını istedik. Özellikle, biz işyerinden atıldıktan sonra, yerimize alınan yeni işçiler bizim bu çağrımıza duyarlı yaklaşıp mücadelemize destek vermeye başladılar. Bu arada, Aras Kargo ile çalışan tüm müşterilere yönelik bildiriler kaleme alıp Aras Kargo 'ya mal vermemeleri çağrısında bulunduk. Bu konuda da önemli oranda başarılı olduk. Bu çalışmalarımız sonucunda, zaten yoğun bir rekabet yaşanan kargo işkolunda şirket, yüzde 50 'ye varan indirimler yapmak zorunda kaldı. Fakat bu da onun amacına ulaşmasını sağlayamadı.
12 Ağustos 1994 tarihinde Ankara 'da çalışan bütün Aras Kargo işçileri olarak topluca vizite eylemi yaptık. Sayımız 150-160 civarındaydı. Viziteye çıktığımızda, çoğumuzun sigortalı yapılmadığımızı, hatta işe giriş bildirimlerimizin bile olmadığını gördük. Avukatlarımızın müdahaleleriyle hepimiz vizite kâğıdı aldık. Bizlerin bu eylemi işvereni çok korkuttu. Genel Müdür Aslan Kut, İstanbul’dan gelerek tek tek bizleri makamına çekerek işten atmakla tehdit etti. Öyle ki bu genel müdür ve başka birçok yöneticinin hepsi, eskiden yıllarca cezaevinde yatmış eski solculardandır.
Bizler bütün bu tehditler karşısında yılmadık, yılmayacağız. Anayasal ve yasal hakkımız olan sendikalaşma hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Anayasanın 51. maddesi ve Sendikalar Yasası'na göre, bizim bu en doğal hakkımıza bile tahammül edemiyorlar. Onlar ne kadar saldırırsa saldırsın, biz bu hakkımızı kullanacağız. Hatta. Ankara dışından İstanbul ve İzmir gibi büyük yerlerden de destekleyenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır.
Sayın Ekmekçi,
Bizlerin bu mücadelesi özellikle işverenin baskı ve farklı yöntemleriyle kamuoyunda yer almıyor. Gazeteler ve televizyonlar her defasında haber iletmemize karşı hiçbir eylemimize ilgi göstermiyorlar...
İşçilerin mektupları özetle böyle. Buna karşılık, işverenin onlara bir yanıtı varsa, onu da yayımlamam doğaldır. Çünkü yanıt hakkı, basın özgürlüğünün bir parçasıdır. Bekliyorum...