Güvenpark’ta direnenlerin adlarını daha önce yazmıştım. Bir daha yineliyorum; bunlar atılan işçilerdi:
Ali Durak, Havva Koçak, Hasan Özdilli, Şener Cüce, Muharrem Sarıdemir, Kemal Ulutaş, Hüseyin Acer, Cemal Şeker, Nesimi Açıkgöz, Haydar Çevik, Feyzullah Ceylan, Nesimi Arı kazan, Nevzat Gürbüz, Selam! Demirer, İbrahim Çavga, Yaşar Savuran, İlyas Doruk, Murat Yılmaz, Muzaffer Karataş, Gürsel Candemir, Bektaş Gebeş, Sevda Alıcı, Sevim Gül, Zehra Işıklar, Ayla Akın, Kibare Baydar, Nilgün Coşkun, Hatice Aslan, Nevin Çelik, Selma Çetinkaya, Ülkü Kahraman, Şimşir Özkaya, Feride Ayata, Müşerref Akın, Tatlıgül Bakmaz, Fatma Yurdanur, Tülay Dağaşar, Fatma Bozkürk, Rabiye Altıntaş, Havva Ertaş...
Genel-İş Başkanı İsmail Hakkı Ünal'ın sahibi bulunduğu, sendikanın yayın organı "Emek"te, işsiz kalan işçilerin bildirilerine yer verilmiş. Bunda, kalan arkadaşları uyarılıyor, şöyle deniyor:
... Unutmayın! Bu aşağılık zulüm ortamında zalime arka çıkanlar, kendileri de zulümden kaçamayacaklardır. Kendi vicdanınızla başbaşa kaldığınızda, ‘Onlar zaten komünistti, Kızılbaştı, Kürttü' diye başınızı kuma gömmenin vicdansızlık olduğunu göreceksiniz. Vicdanınızın sesi, dileriz, sizi derin uykunuzdan uyandıracaktır.
Hepiniz biliyorsunuz, gördünüz, yaşadınız:
Taşeronlar çimenleri sulatmadı. Yeşiller sarardığında, tam 2 ay sonra işçi gönderdiler. Çevreyi taşeronlar ve onlara göz yuman belediye yöneticileri mahvetti.
Bayan arkadaşlarımız, Ankara'nın en ücra parklarına sürüldü. Laf atmalara ve sataşmalara yiğitçe göğüs gerdiler ve sonunda park ve bahçeleri yeniden güzelleştirip yeşillendirdiler.
Hiç kendinize sordunuz mu? Neden bu işi yapacak yüzlerce erkek işçi arkadaşımız varken, bayan arkadaşlarımız ıssız parklara sürüldü? Neden onlara kazma- kürek işleri yaptırıldı?
Hiç sordunuz mu, ‘Kadınlar bizim namusumuzdur’ deyip, kadınları çöpe ve kazma-küreğe sürenlerin ahlak ve din anlayışının ne olduğunu?
Hepiniz biliyorsunuz, gördünüz ve yaşadınız!
700 dönümlük mezarlık arazisinde ikisi beden özürlü, toplam 15 işçi çalışır. Mezarlığın bakımı ve temizliği onların üstündedir. Bugüne kadar ellerinden geleni en iyi şeklide yaptılar. Ama ‘M.G.’ 75 kişinin bu işe yetmediğini bile bile. 'Bu mezarlık niye temizlenmemiş?' diye kulp takarak, gerçeği çarpıtarak oradaki arkadaşlarımıza da kıydı. Hem de aralarında en tehlikeli bir şekilde mezhep ayrımı yaparak... Hem de iddia ettiği görev eksikliğinden ötürü kendi müdürlerine sorgu sual açmadan..
Hepiniz biliyorsunuz; yaşadınız, gördünüz:
Bugüne kadar Ankara belediyelerinde böylesine kıyım ve sürgün yaşanmadı.
Yaklaşık 30 bin kişi başkent Ankara'nın çöpünü topladı, suyunu getirdi, kanalını kazdı, yolunu yaptı, asfaltını döşedi, park ve bahçelerini rengarenk güzelleştirdi, Ankaralıya ulaşım, itfaiye, zabıta, imar ve sağlık hizmeti verdi.
Başkent belediyesini şimdiye kadar 26 başkan yönetti. Aralarında değişik siyasi inançta kişiler oklu. Vali de gördü, general de gördü Ankara... Ama, 'M.G.' gibisi ilk kez geldi.
Emekliliği yakın kalifiye işçiler çöpe ve kanala gönderilerek taciz edilmeye ve bıktırılmaya çalışıldı.
Belediye çalışanlarının başına özel biçimde silahlandırılmış gardiyanlar dikildi.
Çocuğunu ameliyat ettirecek işçiye izin bile verilmedi.
İşçi fazla çalışmaya zorlandı, ama mesai ücretleri gasp edildi.
Televizyon ekranlarından belediye işçisine iftira edildi. ‘Sabotajcı', ‘terörist' suçlaması getirildi.
Ve bütün bu zulüm ve aşağılama karşısında sesini yükselten, kafasını kaldıran ve onurunun ayaklar altına alınmasına rıza göstermeyen işçiler fişlendi, video kameralarıyla izlendi.
Hiç kendinize sordunuz mu?
'Adil düzen' masalıyla halkı uyutanların bu yaptıklarının adalet ve hakkaniyet neresinde? 'Biz kardeşliğin partisiyiz; 60 milyonun sesiyiz; emeğin hakkım daha terleri kurumadan ödeyeceğiz' diyenlerin samimiyet ve insaniyet neresinde?
Ve olup bitenlere seyirci kalan işçi arkadaş!
Sen gizlenip sustukça ve ‘Bana değmeyen yılan bin yaşasın' dedikçe, kıyım ve sürgünden kurtulacağını sanıyorsan aldanıyorsun. Yılan insanları tek tek sokar. Bugün sen henüz işsiz değilsen, bil ki, sıra henüz gelmediğindendir. Zulme ses çıkarmayan ve aksine haksızı alkışlayan insan, yarın sıra kendisine geldiğinde sesini duyacak kimsenin kalmayacağını düşünmez mi?
Köşelere gizlenen, her hakarete boyun büküp susan arkadaş!
Mezarlıkta 18-20 yıldır çalışan işçiler ne yaptı da atıldı?
Ülkede ve işyerlerinde huzur istemeyenler kim? Siyasi inanç, mezhep ve etnik köken ayrımı yapanlar mı, yoksa insanlık ve yurttaşlık hakkına sahip çıkanlar mı?
Bunları düşün! Seni köleleştirmek, bölmek ve tepene vurup ekmeğini almak isteyenlere aldanma.
Hiçbir şey yapamıyorsan haksız ve zalimleri alkışlama!