Karışım...

Ali Yüce'nin, İtalya'nın Palermo kentinde düzenlenen "Ak­deniz Ülkeleri Ozanlar Şenliği "nde kazandığı altın madalya­nın yankıları sürüyor. Şenliği yöneten İtalyan Başkan Prof. Giuseppe Marchese, sonucu açıklarken:

Türkiye'yi alkışlayın! demiş. Ali Yüce’ye de takılarak, 'Dikkat edin, yiter!" diye eklemiş.

Ali Yüce'nin altın madalyayı alan "Olmaca" şiiri şöyle:

Ben çocuk olsaydım eğer/Kav çakmak satardım bulut amcalara/Pamuk şekeri alırdım yerine/Patlamış mısır alır­dım bulut amcalardan

Ben çiçek olsaydım eğer/Hiç saksı giymezdim ayağıma/ Ödünç kanat alırdım güvercin teyzemden/Üstünüze barış uçardım

Ben ırmak olsaydım eğer/Altıma saklamazdım ayaklarımı/Öyle yaklaşmazdım denize/Düşman yaklaşır gibi sürü­ne sürüne

Ben tüfek olsaydım eğer/Patlamazdım kimsenin üzerine/ Bir tüfekliğimden utanırdım/Bir de eğri parmağından insan amcaların.

Ali Yüce, Dünya gazetesinden M. Mahzun Doğan a:

Ülkemde görmediğim bir ilgiyle karşılandım. Dolayısıyla sevindim, ama hüzünlü bir sevinçti bu! demiş. (17.9.1994 Dünya. Kültür-Sanat sayfası.)

TRT2 de pazar akşamı saat 21,30'da. Seynan Levent, Zer­rin Taşpınar'ın hazırladığı "Ali Yüce" ile ilgili izlenceyi sun­du. Ali Yüce’nin burada dört şiiri okundu. Zerrin Taşpınar da, Ali Yüce ile birlikte Sivas'ta kurtulanlardandı.

*

Dün Dil Bayramı’ydı, önceki gün Dil Derneği’nin 4. Olağan Kurultayı vardı. Ali Yüce'yle Kurultay da buluşacaktık. Nuran Kepenek. Prof. Yakup Kepenek birlikte gittik Kurultay'a. Kurultay’a gelenler çok değildi. Seçimler sonunda yeni yönetim şöyle oluşmuş:

Şerafettin Turan, Refet Erim, Atilla Göktürk, Mustafa Canpolat Emin Özdemir, Ayla Bayaz, Tayyibe Uç, Yaman Örs, Sevgi Özel, Şemsettin Ünlü, Beşir Göğüş.

62. Dil Bayramı’nda Prof. Şerafettin Turan Anıtgömüt özel defterine şunları yazdı:

Yüce Atatürk.

26 Eylül Dil Bayramı’nın bu 62. yılında kurduğun Türk Dil Kurumu’nun kapatılmasıyla durdurulmak istenen devrimi sürdürmek amacıyla oluşturduğumuz Dil Derneği üyeleri olarak sana geldik.

Saptadığın ilkelerin çürütülmek, öncüsü olduğun devrimin yadsınmak, 'En büyük eserim' diye nitelediğin Cumhuriyetin temellerinin kazınmak istendiği ve dahası kimliğine ve kişili­ğine dil uzatanların arttığı görünümüne karşın, hiçbir gücün kök salmış olan düşüncelerini söküp atamayacağına ve Ata­türkçülüğün yakın gelecekte bir güneş gibi yemden parlaya­cağına inanıyoruz. Bu inançla karşında saygı ile eğiliyoruz.

Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu. 1963 ten beri gerici­lerin elinde. 12 Eylül öncesinin partileri, sendikaları, ellerin­den alınan haklarını gen alabildikleri halde. Atatürk’ün kur­duğu Türk Dil Kurumu, hâlâ kimlerin elinde? Bunun utancı, başta hükümet ortaklarıyla, tüm siyasal partilere düşüyor.

 

Eski Devlet Bakanlarından, yıllarca CHP İl Başkanlığı yap­mış İbrahim Saffet Omay sayrılandı. Ankara'da Bayındır Sayrıevi'ne kaldırıldı. Omay’ın sağlığı iyiye gidiyor.

 

Ağabeyim Halli Ziya Ekmekçioğlu, geçen yıl bugün öl­müştü. Benden 12 yaş büyük, emekli. Yargıtay üyesiydi. Ölü­münde. "Çocukluğumun Ölümü" başlıklı bir yazı yazmıştım. Çok ince bir Cumhuriyet okuru Bayan Mitilde G. Anadol, birkaç satırla acımı paylaşmıştı

Efendim.

‘Çocukluğum Öldü...' yazınızı hüzünle okudum. Okumak­tayım. İçe işleyen bir şiir gibi... Saygı ve samimi duygularımı sunarım efendim... Sizler sağ olunuz.

Eski Bakanlardan. Rüştü Özal da, şu mektubu göndermiş­ti:

Canım Kardeşim,

Kötü koptuk. Oysa kökten bağlıyız. Her zaman dediğim gi­bi Mehmet Usta’nın ekmeğini yedik, dostluğunu yaşadık. İl­çe olarak Hadim 7. köy olarak Hocalar i görüp tanımıştık, öyle başlamıştı kırsal yaşamımız, dostluğumuz. Kardeş bilmiştik Halit’i, kardeşimizdi, O'nun kardeşi bizim de. Ne var ki uzak kaldık, nedensiz, ne yazık!

Bulunduğum köyde düzensiz düzeni seçtik yaşam biçimi olarak; kaçmış nasılsa yazınızın ikinci bölümüyle başlayan acı haber-yazı. Bir sofrada dün bir dost söyleyiverdi, nasılsa duymuş olduğumu sanarak. Bendeki tepkiyi görünce de üzüldü. Dokundu bana çok, telefonla ulaşamıyorum, biraz zamana sığınarak size yazmayı denemek istedim. Yine de ne yazmak istediğimi bildiğim yok, umarım okuyucu mektup­larının arasına sıkışıp utanarak çıkar önünüze.

Halit deyince şöyle bir 63 yıla uzanabiliyor. Aşağı Hadimli Abdullah ile yaya olarak Taşkent'e gittiğimizi anımsayabili­yorum. Sonra Konya da beraberliklerimiz.

Kaç kez aradım Ankara'ya geldikçe Halit'i. Görüşemedik, görüşemedik. Şimdi suçluyorum yine de kendimi. Oysa ya­rarsız artık. Dürüstlüğü, insan ve meslek onurunu, alçakgö­nüllülüğü, güler yüzlü ve sıcaklığı ile yoğurup biçimlenmiş bir kişilikti Halit. Halit Ziya Ekmekçi, ya da oğlu.

Saygı ile anıyoruz, anacağız ömrumü2ce. Komşumuz ol­duğunu söyleyen ve bir türlü görüp tanıyamadığım Sayın eşine de lütfen iletilmek üzere, hepimize başsağlığı diliyor, böyle acılı bir nedenle de olsa çocukluğumuzun öldüğü' günlerde gözlerinden sevgilerle öpüyorum. Siz yaşatın Ha­lit'i nice yıllar.

Kefirle ilgili yazılar ilgi çekti. Ankara Ziraat Fakültesi’nin telefonu Türkiye'nin her yanından arandı Kefirin kokteyli bile yapılıyormuş. (Yazının başlığındaki "karışım" sözcüğünü "kokteyl" anlamına kullandım.)

Kefir konusunda gelişmeleri, gelecek yazılarda anlataca­ğım. İzlemeyi sürdürün!