DSP'li Bayanın Çığlığı...(1)

Mektubu yazan, çocukluk arkadaşım yazar, ozan, öğret­men Muammer Yüzbaşıoğlu’nun kızı Arın Yüzbaşıoğlu Namal. Şöyle başlamış mektubuna:

Sayın Mustafa Ağabey,

Babamın sizinle kökü gençlik yıllarına dayanan bir dostlu­ğu oluşundan ötürü duyduğu gururu yıllardır tüm aile birey­leri olarak paylaşıyoruz. Haksızlığa direnen kaleminizle yıl­lardır mazlum pek çok insanın sesi oldunuz. Bu kez de hem kaleminizle aydınlanmış bir okurunuz, hem de bir dostunu­zun, Muammer Yüzbaşıoğlu'nun kızı olarak uğradığım hak­sızlığın toplumca bilinmesi, başka insanların da duygu, düşünce ve emeklerinin sömürülmemesi için aydınlatılma­ları amacıyla desteğinizi bekliyorum.

Size siyasal kimliğimin kısa bir özetini sunmak istiyorum. Ülke sorunlarına duyarlı, Cumhuriyet'e, Atatürk ilke ve dev­imlerine yürekten bağlı, CHP'ye gönül vermiş bir aile orta­mında, kişiliğimin özgür gelişiminin desteklendiği şartlarda yetişme şansı buldum. Ülke sorunlarına kitlelerle birlikte sa­hip çıkışım Kıbrıs Barış Harekatı'm heyecanla izlediğim yıla dayanır. 14 yaşında bir genç kızdım, 1960 doğumlu. Ecevit, Barış Harekatı sonrasında Yeşilköy'de karşılanacaktı. Anne­min koruyucu yaklaşımıyla 'evet' diyemeyen, ama 'hayır' da demeyen yüz ifadesi ile ‘Ben de koşuyorum Yeşilköy’e' sö­zümü dinleyişini; 'Benim de yüreğimi götür oraya' der gibi, kapıda sessiz dikilip ardımdan bakışını hala anımsıyorum.

Ulaşım araçları hıncahınç dolu, yayalar sel gibi akıyorlardı Yeşilköy'e. Ben de yaya olarak katıldım kalabalıklara...

- Bağımsız Türkiye! haykırışlarına, yumruğumu ilk kez sı­kıp havaya kaldırarak, ben de katıldım.

Okulum, Almanca eğitim veren. Alman öğretmenlerin ağırlıklı olarak eğitmen olduğu bir kurumdu. Onların çoğu kaz, geri bir ülke olduğumuzu başımıza kakan, alaycı yakla­şımlarına o yaşlarımızın çocuksuluğu çerçevesinde de olsa direnirdim bazı arkadaşlarımla beraber. Kıbrıs Barış Hare­katında emperyalizme direnen ulus karakterimizin yeni bir örneğini yaşamanın coşkusunu duymamak olası değildi.

O gün kilometreleri yaya katederek Yeşilköy'e ulaştım. Yi­ne o yolu, haykırışlara katılarak geri yürüdüm. Bu olay, be­nim yaşamımda dönüm noktası olmuştu. Ardından ülke sorunlarını daha yakından izlemeye çalıştım. Lise yıllarım­da, MC hükümetleri iktidarında 'demokratik lise' kavgasına var gücümle destek oldum. Demokratik kitle örgütlerinin ba­ğımsız, demokratik Türkiye talepli yürüyüşlerine hep katıl­dım. Bu yönelimim İstanbul Erkek Lisesini 7978‘de birincilik­le bitirmemi engellemedi. Fakülte yıllarım, aynı mücadelele­rin içinde cesur, atak çabalarımla sürdü. Yasadışı bir çizgiye hiç düşmedim. Ancak, ülke sorunlarına toplumcu, çağdaş çözümler arayanların safında yerimi tereddütsüz aldım. Ya­şamımda ilk ve tek olarak Kahramanmaraş olaylarının 1. yıl­dönümünde, faşistlerin fakülteye o gün özelinde sokulmamaları için tavır alanlardan olduğumdan ötürü bir gece karakolda, bir gece Selimiye'de Sıkıyönetim Komutanlığı­nda gözaltında tutuldum; serbest bırakıldım. Yaşamı hafızla­maktan ibaret öğrencileri yine de geride bırakarak İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ni süresinde ve dere­ceyle bitirdim. Gerek lise, gerek fakülte yıllarımda, kültür, sanat etkinliklerinde yer aldım, tiyatro gösterilerinde rolle­rim oldu. Fakülte yıllarımda, 'Varlık' dergisinde çeviri öykü­lerim yayımlandı. Toplumculuğun, sosyal bir varlık olmaya çabalamanın kişisel başarı önünde engel teşkil etmeyeceği­nin çevreme bir örneğini vermenin onurunu taşıyorum.

Eşim Necini Namal, fakülteden arkadaşım olan, Köy Ensti­tüsü mezunu ilkokul öğretmeni bir babanın oğludur. Mezun olur olmaz, hayata birlikte atıldık. Ailelerimizden ekonomik bir destek almamız mümkün değildi.

İstanbul’un Bayrampaşası’nda, Anadolu’dan ve Batı Trakya'dan ilk adım niteliği taşıyan bu ilçesinde açtığımız muayenehanemizde insanların sevgiyle sarmaladığı hekim­ler olmayı başardık. Ekonomik açıdan rahat sayılırız diyebi­leceğimiz bugünkü şartlarımıza bileğimizin gücü ile şıpır şıpır alınteri dökerek ulaştık. Ekin adında bir kızımız, Aydın adında bir oğlumuz oldu. Hekimliğimizi icra ederken, mes­lek odamızın çabalarının içinde olduk, ilçe temsilciliği yürüt­tük. Beyaz önlüklülerin yürüyüşlerinde yerimizi aldık.

Bölgemizde siyasal parti yapılanmalarını temasta olduğu­muz pek çok hastamız aracılığıyla inceleyebiliyorduk. İnsan­lar ceplerine el attıklarında Refah Partisi kimliği ile sıkça karşılaşır olmuştuk.

Pardösülü, başörtülü hastalarım kara çarşafa giriyordu hızla, bize bile propaganda yapıyorlardı. Birikimli, tutarlı, yanlışla uzlaşmaz karakterli bir lider oluşuna, parti yapısın­da mezhepçiliğe, para gücüne prim vermediğine inanarak görüşümüze en yakın parti olduğundan, parti çalışmalarına katılmanın halka doğru görüşleri aktarmak için en etkili yol olacağına inanarak 2 yıl önce eşimle birlikte Bayrampaşa il­çesinde DSP'ye üye olduk. Üye olurken, bölgede 10 yıllık hekimlik hizmetimiz vardı. İsimlerimize yönelik sevgiyi say­gıyı partiye taşıdık. Üyelerce de kucaklandık. Katılımımızı takiben üçüncü ayda yapılan ilçe kongresinde yönetim kuru­lu üyeliğine seçildim ilçede.

Ancak, Bayrampaşa DSP açısından ilginç bir ilçeydi. İlginç bir seçim bölgesinin içinde yer alıyordu. Bayrampaşa'da, 27 Mart yerel seçimi öncesi, Belediye Başkanı olan Necdet Öz­kan, kardeşi Hüsamettin Özkan’ı genel seçimde bölgemiz­de, il başkanının üstüne 1. sıraya yerleştirerek seçilmesini sağlamıştı. Necdet Özkan, Belediye Başkanlığı döneminde, partiye sırt çevirmiş, milletvekili olan kardeşi bölgeye doğru dürüst adımını atmamıştı, örgüt sıkıntı içindeydi.

Parti içindeki işleyiş beni şaşkına çeviriyordu. Uğur Mum­cu öldürüldüğünde ilçe binasında, il binasında hiçbir yetkili bulamamış, iş telefonlarına ulaştığımızda partiyi temsilen katılmamızın Genel Merkez'ce uygun görülmediği açıklan­mıştı. Daha sonraları halkın demokratik talepleri ile ilgili hiç­bir eyleme partinin katılımının özellikle istenmemesini hep kuşku ile izledik...

(Arın Yüzbaşıoğlu Namal'ın açıklamaları sürecek.)