Selim Turan’a Karşılama...

Yıllar var, ressam-yonutçu (heykeltıraş) Selim Turanla il­gili bir yazı yazmıştım “Ankara Notları"nda. Selim Turan'ın babası Hüseyin Zade Ali, yaşamı Selim gibi  ilginç bir kişiy­di. 1864 yılında Azerbaycan'da doğmuş. Rusya'da Fizik- Matematik Fakültesi'ni bitirdikten sonra, İstanbul’a gelerek, burada da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'yi bitirip, yüzbaşı rüt­besiyle sağınlığa başlamıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti ön­derlerinin bir çeşit öğretmeni gibiydi. İzlenmeye başlanınca Kafkasya’ya kaçar, burada gazeteler yayımlar. Maksim Gorki’ de, gazetesinde çalışanlar arasındadır. Bu bilgilerin bir bölümünü AnaBritannica'dan aldım. Şimdi yazacaklarımı ise Selim Turan anlatmıştı.

 

Hüseyin Zade Ali, 1925'te öbür İttihatçılarla birlikte, İstik­lal Mahkemesi'ne, Ankara'ya getirilip tutuklanır. Bunu öğ­renen Gazi Mustafa Kemal çok üzülür. Kısa bir süre sonra salıverilince, belki de Ahmet Ağaoğlu'nun evinde konuk olduğu sırada- Mustafa Kemal onu görmeye gelir. Mustafa Kemal, başına gelenlerden üzüldüğünü söyler:

Bize yardım et, seni milletvekili, bakan yapalım!

Hüseyin Zade Afi:

Size yardım edemem, der, benim düşüncelerim, görüş­lerim ayrı...

Hiç mi yardım etmeyeceksin?

Dil konusunda yardımcı olabilirim!

Soyadını da "Turan" almıştır Hüseyin Zade Ali. Oğlu Se­lim Turan, “kırklarda" Ankara'ya gelmiştir. CHP, o sırada Anadolu'ya ressamları, sanatçıları göndermekte, onların yurt köşelerini tanıyıp, tanıtmalarını istemektedir. CHP Ge­nel Yazmanı o yıllar Memduh Şevket Esendal’dır (M.Ş.E.), Hüseyin Zade Ali'nin de arkadaşı. Selim Turan’a şöyle der:

Senin baban namuslu adamdı. Sen bize bulaşma. Biz­den bir şey isteme. Üsküdar Ortaokulu'ndaki resim öğret­menliğine mi döneceksin, Paris'e mi gideceksin, git. Dur­ma buralarda!

1947’de Fransız hükümetinden aldığı bir bursla gider Pa­ris'e, gidiş o gidiş. Askerliğe gelmediği gerekçesiyle yurt­taşlıktan çıkarılır uzun yıllar yurdundan uzak kalır.

Paris'e gidişlerimde arardım Selim Turan’ı. Selim Turan, Ahmet İkizek (O da askerlik yapmadığı için yurttaşlıktan çıkarılanlardandı. Paris’te IBM'in yöneticiliğini yaptı), birlikte, bir arkadaşın arabasıyla Paris'te dolaşıyor, yemek yiyecek bir yer arıyoruz. Selim Turan, bizi Saint Denis’de. “Uludağ Kebapçısı"na götürdü! Türk yemeklerini özlemiş olmalı...

Selim Turan. İstanbul'da geçen hafta perşembe günü top­rağa verildi. Cumhuriyet'te yazarlar toplantısına katılmak için, o günler İstanbul'daydım. Kafamda Selim Turan'ın tö­reninde bulunmak da vardı. Atatürk Kültür Merkezi salonun­daki törene, Yıldız Sertel, Güralp Basım la birlikte gittik. Güralp mühendis. Oralp Basım’ın kardeşi. Oralp Basım, İz­mit'te “domuz çiftliği"nin sahibi. Oralp, bir yıl boyunca Çin'de, Çin radyosunda çalışıp bir gelinle yurda döndü. (Oralp'la Çinli Li’nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü, bir kızları dünyaya geldi. Oralp kızlarının adını “Ayçin ” koymak istiyor, ancak Çinli gelin bu adı beğenmiyormuş. Bakalım kı­zın adı ne olacak?)

Atatürk Kültür Merkezi onarımdayken, Erhan Karaesmen'in girişimleri, çabaları sonucu o gün Selim Turan'ı karşılama-uğurlama töreni için açılmıştı. Gelenlerin çoğu Se­lim Turan'ı yakından tanıyanlardı. Yıldız Sedefle öne geçip oturduk. Selim Turan, Yıldız Sertel'e Paris'te resim sergile­rini gezdirmiş, Yıldız, resim sevgisini bir çeşit Selim'den al­mıştı. Selim'in babası Hüseyin Zade Ali, Zekeriya Sedefin yakın arkadaşıydı. Selim, Zekeriya Bey'le daha çok babası üstüne konuşuldu. Yabancı ülkelerde dostluklar yurt özle­miyle karışır...

Atatürk Kültür Merkezi'nin girişinde Erhan Karaesmen'le eşi Engin Karaesmen'i görüverdim. Karaesmen, Selim Turan'ın yakın dostuydu. Selim Turan'ın yıllar sonra yurttaşlı­ğa alınmasında nasıl çırpındığını biliyorum. O yıllar başba­kan olan Bülent Ecevit’in, İçişleri Bakanı Vecdi İlhan'ın katkıları olmuştu. Bülent Ecevit, Selim Turan'ın hayranlarındandı. Ancak AKM'deki törene ne bir çiçek, ne bir ileti yol­lamıştı. Onun vefası oncağız mıydı?

Erhan Karaesmen, Selim Turan için yapılan toplantıya “uğurlama" değil, "karşılama” diyordu. Erhan Karaesmen’in çağrısı üzerine dostları, yakınları mikrofona gelerek birkaç tümceyle duygularını belirttiler. Bunlar arasında şunlar da vardı:

Savunman Necla Fertan, Mimarlar Odası Yönetim Ku­rulu Başkanı Safîh Pekin, Azerbaycan Yazarlar Birliği Baş­kanı Anar Rızayev (O, bir Nazım Hikmet dostuydu. Nazım'la ilgili yapıttan vardı), Paris’ten gelen Osmanlı tarihçisi Stefan Yerasimos, ünlü ressam Ferruh Başağa, sanat eleştirmeni Kıymet Giray, eski galeri yöneticisi yazar Su­na Gönen, Kültür Bakanlığı eski yöneticilerinden Altuğ İzat,  Tahtakuşlar Köyü'nden Alîbey Kudar, Selim Turan'ın eşi Şa­hika Turan…

Galerici Turay Kaynak, Metin Sözer, Taha Toros, Ara Güler, Tektaş Ağaoğlu, Gültekin Ağaoğlu, araştırmacı Sabiha Tansuğ, Selim Turan'ın ablası Saide Santur, kız kardeşi Feyzaver Alpsar, Küttür Bakanlığı temsilcisi Tunç Tanışık, Atatürk Kültür Merkezi Yönetmeni Gülser Orhan’da oradaydılar. Can Yücel, konuşmacı olduğu halde, aşırı üzüntüsünden toplantıya gelememişti. Can'ın 27 ekim gün­lü Cumhuriyet'te “Selim Bir İnsana, Selim Bir Ressama" baş­lıklı şiiri çıktı.

Kültür Bakanlığı'nın bir büyük sanatçıyı karşılama yolun­da çaba göstermesi kıvanç vericiydi. Böylece devlet, yetiş­miş insanıyla kucaklaşmıştı. Ancak aynı devletin, bir büyük adamı, uluslararası ününün doruğunda olduğu bir dönem­de Türk yurttaşlığından uzaklaştırmanın yolunu bulması şa­şırtıcıdır, üzücüdür. Selim Turan, çıkarıldıktan 14 yıl sonra, yeniden yurttaşlığa alındı. Nazım Hikmet ise hala yurttaşlı­ğa alınmış değil. DP’nin “kalıtçısı" olduklarını söyleyenler, AP’liler, DYP'liler, ANAP'lılar, DP'nin yanlışlarının, acımasızlıklarının da “kalıtçısı" olmamalıydılar...