Mümtaz Soysal’ın istifasına şaşırmadım. 13 ekim perşembe günkü “Ankara Notları”nda, "Özelleştirme konusunda, Mümtaz Soysal yine yumuşak gibi geliyor bana. Ben olsam hiç yanaşmam. 'Özelleştirme hırsızlıktır' der, direnirdim'' dedikten sonra bir sözü daha aktarmıştım; şöyle:
"Biri şöyle dedi:
‘Benim bildiğim Mümtaz Bey imzalamaz kardeşim. Azledeceklermiş, etsinler. Mümtaz Soysal ‘Azlederlerse evimize gideriz!’ diyor...'
Evine döndü işte, ölen eşi, yazar arkadaşım Sevgi Soysal bir gün şöyle demişti:
-Mümtaz, bir yerde dünyada duramaz. Devrim olursa, onu Devrim Konseyi Özel Kalem Müdürü yapmalı, oturup telefonlara ne baksın diye. Çatlar, ölür oturamaz!
Mümtaz Soysal’ın istifasının temelinde yatan neden, yalnız Voltan Vural olayı değil, bir dolu nedeni var. Gerçekte, bunları -satır arasında- açıkladı da. Türkiye'de herkes, her şeyi biliyor. Bilinmeyen hiçbir şey yok gibi...
Cumartesi günü, Türk-İş'in başı çektiği, "Demokrasi Platformu"nun katıldığı, işçi-memur yürüyüşüne bir yere değin katıldım. Anıt-gömüt'te "Aslanlıyol"da, taşların üzerine oturup, dinlenmek zorunda kaldım. Metin Aksoy’la birlikteydik, birbirimizi bir yitirip bir buluyorduk. Yürüyüş, üç gün önce kararlaştırılmıştı Demokrasi Platformunda. Perşembe günü Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a gidecekti başkanlar, gittik. Meclis Başkanı, bir çeşit aba altından sopa göstermiş, “Yürürseniz, yürüyüşün sonucuna katlanırsınız!" mı ne demişti? Ben eylemden söz edince de:
-Senden eylemden başka şey çıkmaz zaten! demiş, "Sayın Başkan, yürüyüşten sonra, yalnız 18 örgüt başkanı size gelsek, bir çay ya da kahve içirir misiniz?" biçimindeki önerime, hiç ses çıkarmamış, yani “olmaz’’demeye getirmişti.
Ertesi günü, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Türk-İş Başkanı Bayram Meral üçlü bir toplantı yapmışlar, yürüyüşün Meclis’e bir kilometre kala dağılması, karara bağlanmıştı. Bu yüzden Meclis'e yürümek söz konusu değildi. Yürüyüşçüler yeni Başbakanlık binası önünden dağılacaklardı. Sanıyorum bu yeterince duyurulamamış, "İşçi burda Başkan nerde?" polemiklerine yol açmıştı. Bir de, Bayram Meral'in Yol-İş Sendikasının önde değil, en arkada yer alması, yürüyüşü engellemek, başarısız kılmak isteyenlerin ekmeğine -bir ölçüde- yağ sürdü!
Kanımca, bu bir başlangıçtı. Başlangıç olarak da başarı sayılmalıydı. Türk-İş, tüm yürüyüşte olup bitenleri filme almış. O filmi herkesin görmesini isterdim...
Çankaya’ya Süleyman Bey’e görüşmeye giderken, doğrusu yüreğim hop etmiyor da değildi. Görüşmemiz önceki gün, saat 17.30'daydı. O gün de. "Şeriat Nasıl Önlenebilir?" başlıklı yazıların yedincisi çıkmıştı. Yazının ana başlığı "Cumhurbaşkanları arasında..." Yazı şöyle bitiyordu:
Gürbüz Tüfekçi'nin konuşmasını dinlerken düşünüyordum:
-Türkiye'de dini politikaya alet etmemiş cumhurbaşkanları kimlerdi?
Tüm olup bitenler gözümün önünden geçiyordu sanki, parmaklarımla sayıyordum:
-Atatürk, İnönü, Gürsel Korutürk...
-Eee, ne var bunda? diyeceksiniz...
Ne var olur mu? Nerede Süleyman Bey?
Ne yapalım? O da dini politikaya alet etmeseydi!
Konuşmasının ortasında söyledi Süleyman Bey:
-Ben her sabah bütün gazeteleri okurum. Her şeyi yazıyorsunuz. Size ta’n ediyor muyum? (Sitem ediyor muyum?)
Olsun, ben yine de hem yazıyor, hem çekiniyorum! Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin Genel Kurulu'nda yeniden göreve gelince, görüşme isteğinde bulunmuşuz, dört ay önce. O da, öyle dolu ki, şimdi görüşeceği tutmuş. Hazırlandım. Özlem, saçımı -yok ya- düzeltti. Arkadaşlar beni yoldan aldılar. Mahmut Tali Öngören, Metin Aksoy, Tuncay Özkan, Bekir Öztoprak, Seniye Yücel, Ali Tartanoğlu, zamanında oradaydık. Süleyman Bey'in o günkü izlencesine bir baktım, oooo, dakikası boş değil. O da konuşmayı seviyor. Herkesin ağzına bir parmak bal! Kırk yıldır bu böyle...
Onbeş dakika gecikmeyle içeri alındık, oturduk. O, konuşayım diye bekliyor:
-Efendim, Haluk Gerger’in size selamı var. “Antitezini arıyorsa, Haymana’da olduğumu söyleyin diyor” diye söze başladım. Süleyman Bey:
-Bildim dedi, Hazreti Yusuf 'un makamında! Orası Hazreti Yusuf makamıdır!
Bu olayın bir geçmişi var, anlatayım: Doç. Haluk Gerger'i, yıllar önce Süleyman Bey, bir açıkoturuma çağırır. Toplantı Hilton'dadır. Konuşmacılar arasında Coşkun Kırca, emekli General Süreyya Yüksel de var, açıkoturumdan sonra yemeğe çıkılır. Süleyman Bey, Haluk Gerger'in koluna girerek asansöre değin götürür, bu arada şöyle der:
-Bakın Haluk Bey, ben tezim, siz benim antitezimsiniz. Siz olmasanız ben olamam. Ben antitezimi arıyorum. Antitezimi bulayım ki, sentez gerçekleşsin!
Süleyman Bey'in antitezi Haymana Cezaevi'nde yatıyordu. Süleyman Bey şöyle dedi:
-Gerger'i Hazreti Yusuf diyarına koyan ben değilim. Hükümet de, veli de değil. 10 sene başbakanlık yapmış adamı, sorgusuz sualsiz Zincirbozan'a götüren mahkeme değildi. Ben Gerger ve arkadaşlarının hapiste olmasından fevkalade üzgünüm. Ama yargı organları, kanunlar ve kanunların suç saydığı olaylar var. İtiraz, “Şunlar şunlar suç sayılmamalı” için. Toplum bunu tartışıyor. Türkiye'nin demokratik müesseseleri var. Toplum eğer demokratik hak ve kurumlara sahip çıkmaya devam ederse sorunları çözecektir...
Süleyman Bey'le on beş dakika görüşecekken, yarım saati geçti. Dışarıda, eski Cumhuriyetçilerden Füsun Özbilgen ile Betül Uncular, “3D“ dergisine röportaj yapmak için bekliyorlardı. Görüşenler arasında; Tamer Levent, Mamak Belediye Başkanı İsmail Değerli, daha bir dolu kişi vardı. Herkesin ağzına birer parmak bal mı çalınmıştı?..