Bosnalı Sürgünün Anlattıkları (2) A. İzzetbegoviç'in Çevresi...

Eski Bosna Hersek Başbakan Yardımcısı Muhammed Çengiç'le konuşuyoruz. Sorularımı yanıtlıyor.

-Bir şey söylediniz: “Türkiye 'den giden yardımlarla ilgili ya­kınmalar var" dediniz. Bu yakınmalar nedir?

-Bosna'dan gelenlerden aldığım bilgilerdir bunlar; belki de esas, onların bilgileri yoktu, belki de Bosna'ya ulaşamıyor bu­radan giden yardımlar.

-Sırplar, sürekli mesafe alıyorlar Bihaç'ın durumu ile ilgili. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

-Bosna Hersek'te kalan 1 milyon halkın çoğu zaten yaşlı ve çocuk. Onlar, kendilerini Sırp güçlerine karşı savunacak du­rumda değiller mutlaka. Çünkü, Sırpların sayısı, Hırvatların da keza...

-Yani bütün umutlarını BM'ye bağlamış durumdalar, öyle mi?

-Umutlarımızı Birleşmiş Milletler’e bağlıyoruz. Çünkü, on­lar bizim yok olmamıza izin vermemelidirler.

Eski Yugoslavya'nın silah gücünün yüzde 90’ı Sırpların elin­de kaldı. Ellerinde bulunan silahlarla en az beş yıl savaşabi­lirler, hiç yeni silah almasalar bile. Bosna Hersek'te ben bili­yorum bizim ürettiğimiz silahların ne kadar olduğunu. Onların hepsini Sırplar aldı. Aslında onlar, silahları Bosna’da tuttular ki, bize karşı savaşsınlar. Örneğin Bihaç her yanından Sırp­larla sarılmış bir durumda. Bosna Hersek o bölgede, Hırva­tistan’la sınırlanıyor. Fakat Hırvatistan içinde de Sırbistan o böl­geyi tutuyor, Kayna bölgesini. O bölgelerde 200 bin Müslü­man yaşıyor. Onların, yani Bihaç bölgesinde yaşayan Müslümanların, hiçbir biçimde Bosna Hersek’in diğer bölgelerinde yaşayan Müslümanlarla bağlantısı yok, tamamen kesilmiş.

-Bosnalılardan söz ederken “Müslümanlar" diye söz edi­yorsunuz. Bu “Müslüman" sözcüğünden anladığınız, bu Re­fah Partisi'nin anladığı “şeriatçı" anlamına mı yoksa, orada­kilerin inançları anlamına mı kullanıyorsunuz sözcüğü? Bos­na'da, “İslam esası üzerine" devlet kurma düşüncesi var mı?

-SDA Partisi'nin kurucularından biriyim ben de. SDA (Sos­yal Demokrat Hareket) Partisi'ni kurduğumuzda, Bosna’da ya­şayan Boşnakların tüm haklarını koruyacağımızı düşünüyor­duk. planlıyorduk. Mayıs 1990'da kurulan partinin başkanlı­ğına Sayın A. Izzetbegoviç, başkan yardımcılığına Adil Zülfikar, Parti Genel Sekreteri olarak ben atanmıştım. Bu sıra­da, Bosna'daki Sırplar da Sırp Demokrat Partisi'ni kurdular, başına da başkan olarak Radovan Karaziç'i getirdiler. Bizim kurduğumuz SDA, ne milli, ne dini parti olarak değil, sadece demokrat bi parti idi. Dini politikaya karıştırmamayı kararlaş­tırmıştık. Bosna Hersek, Bosna devletinin selameti ve yaşa­ması, Yugoslavya'nın bozulmaması, şayet dağılırsa, bağım­sız devlet olarak kalması yolunda çalışacaktı. Bosna’da din epeyce yüksek düzeyde bulunuyordu. İkinci Dünya Sava­şı'ndan sonra Tito, Boşnaklara “Müslüman" adını verdi. As­lında onlar hem ulus olarak, hem din olarak “Müslüman" oluyorlardı.(*) Böyle anılan dünyada tek ulustu, geçen yıla dek; çünkü bu değişti şimdi. Hem ulus olarak Müslüman, hem din olarak Müslüman. Örneğin, aralarında Müslüman olan pek dinci de yoktu. Bosna Hersek'te yaşayanlara, Osmanlılar "Boşnak "demişler, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra da “Müslü­man" adını almışlardı.

- Yani, dince Müslüman olması koşulu yok!

-Değil tabii, onlar ulus olarak “Müslüman", din de “Müs­lüman" oluyor. Hani, biz Türk+Müslümanız, onlar Müslüman+Müslüman oluyor!

-Anladım!

-Bizim kurduğumuz parti SDA, demokrasi ile ilgili bir par­tiydi. Partiyi kurduğumuzda dini politikadan uzak tutuyorduk. Şimdi Sırplarla Boşnaklar arasında bir nefret, kin.. Savaş bü­yüdükçe, herkes bölünmeye başladı. Çünkü Müslüman Müs­lüman'a yardım eder. Yani, Allah'tan yardım bekledikleri için daha çok dine bağlanıyorlar!

-Sırplar Hıristiyan değil mi?

-Hıristiyan Ortodoks!

-Neden Müslüman-Hıristiyan Ortodoks savaşı olmuyor da, Müslüman-Sırp savaşı oluyor bu? Yani, bu bir din savaşı de­ğil aslında.

-Din savaşı değil, fakat her geçen gün din savaşına doğru yöneliyor. Çünkü, Hıristiyan-Ortodokslar, din savaşı olmasını daha işlerine gelir buluyorlar. Bosna Hıristiyanlarla çevrili. Bu­nun bir din savaşı olması onların lehine. Çünkü onlar, "Müs­lüman devleti kurmak istiyorlar" diyecekler. Ki buna da tabii izin vermezler!

-Rejisör Kapusoviç’ın eşi Katolik!

-Sarayevo’nın yüzde 35’i karışık evlilikler yapmışlar.

-Laik anlayışta demek istiyorsunuz?

-Evet, Avrupa, bizden, Müslümanlardan korkuyor gibi gös­teriliyor. Aslında Avrupa’nın bizden hiç korkmasına gerek yok. Çünkü, Bosna'da yaşayan Müslümanların çoğu, Yugoslav­ya’nın diğer bölgelerinde de yaşadı. Savaştan önce, Alman­ya'da örneğin 100.000 Müslüman bulunuyordu. Hiçbir ülke­nin bizimle sorunu yoktu savaştan önce. Belki biraz fazla hoş­görülüyüz, yumuşağız. Başkasının etkisi altında kalıp onların özelliklerini kabul ediyoruz. Halbuki, kendi şeylerimizle baskı yaptırabiliriz. Belki de İslam ülkelerinden birçoğu yardım ama­cıyla Bosna Hersek'e geldi; yardım yapacak yerde, tam tersi tepki getirdi.

-Ne gibi?

-İslam ülkelerinden gelenler, Batı'ya İslamiyeti, Bosna'dan yaymak istedikleri izlenimini veriyorlar.

-Arap ülkelerinden yardım var mı? Suudi Arabistan 'dan, Su­riye’den filan?

-Şu anda bilemiyorum, İzzetbegoviç bilir mutlaka.

-İzzetbegoviç hacca gitti, hacı oldu! Ben konuşmasını be­ğenmedim o zaman!

-Konuşmayı duymadım. Ne söylediğini bilmiyorum. Eski­den Begoviç'in tüm beyanları, Bosna Hersek’te tüm ulusların, tüm halkların birlikte yaşaması üzerineydi. Fakat çevre­sindeki kişiler, bunu biraz kullanmaya çalışıyorlar. Düşünüyor­lar herhalde, İslam propagandası yaparlarsa Bosna'yı kurta­racaklar, İslam ülkelerinin daha büyük yardımları için.

-Kim onlar?

-Ad vermemeyi yeğlerim. Ama, o anlaşılır, genç kuşakta da bir eğilim var...

(Konuşmalarımız sürüyor.)

(*) Bu, Tito'nun Türklere bir kazığı mıydı? Yugoslavya'daki Türkler “Biz Yugoslav Müslümanıyız" diyorlardı. M.E.